227- Tabersi Mekarim kitabında nakletmiştir: "Resulullah (s.a.a) mübarek yüzünde ufak bir sivilce gördüğü zaman Allah’a sığınıp karşısında fakirliğini izhar ederek kendisini ona havale ederdi. Ya Resulullah (s.a.a) bu çok önemli bir şey değil dediklerinde şöyle buyururdu: "Eğer Allah isterse her küçük şeyi büyük ve her büyük şeyi küçük yapar."[491]
228- Tamhis kitabında nakledilmiştir: Ebu Said Hudri Resu-lullah (s.a.a)’in ateşi olduğu bir zamanda elini yorganın üstünden hazretin üzerine bıraktığında çok ateşi olduğunu görerek şöyle arz etti: Ey Resulullah (s.a.a) ne kadar şiddetli ateşiniz var?! Hazret: "Bizler böyleyiz belalar bizlere zorlaşır. Mükafatımızda diğerlerine nispet iki kat fazlalaşır diye buyurdu.[492]
Müellif: Geçen hadislerde hazretin hastaları ziyarete gittiğini zikretmiştik.[493]
229- Kuleyni el-Kâfî'de Cabir’den İmam Bakır (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Tabutu taşırken dört tarafını özel bir tertip ile omuza almak sünnettir. Bunun dışında taşıma şekilleri de caizdir."[494]
230- el-Kâfî kitabında Musa b. Cafer (a.s)’den rivayet edilmiştir: "Cenazeyi taşımanın sünneti şu şekildedir; önce sağ el tarafını, sonra sağ ayak tarafını, üçüncü olarak sol ayak tarafını ve sonunda sol elinin olduğu bölümü omuza alıp taşımaktır."[495]
231- Abdullah b. Cafer Kurbu'l -Esnad kitabında İmam Sadık (a.s)’dan O’da değerli babasının şöyle buyurduğunu nakleder: Bir gün İmam Hasan Müçteba (a.s) bir grup ashabı ile birlikte oturmuşlardı o esnada bir cenazenin geçtiğini gördüler. Yaranlarından bir kısmı ayağa kalktılar. Cenaze gittikten sonra Allah size afiyet versin. Niçin ayağa kalkmadınız?Acaba Resu-lullah (s.a.a) cenaze taşındığını gördüğü zaman ayağa kalkmaz mıydı?, diye sordular. İmam Mücteba (a.s) şöyle buyurdu: Resulullah (s.a.a) ömrü boyunca sadece bir defa ayağa kalktı. Oda bir yahudinin cenazesinin dar bir yoldan götürüldüğü sırada idi. Bunu da yahudinin cenazesini hazretin başının üstüne gelmemesi için yapmıştı.[496]
232- Kutbu Ravendi Daavât kitabında şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) cenazeyi uğurladığı zaman çok hüzünlenir, kendi içine kapanır ve çok az konuşurdu."[497]
233- Caferiyat kitabında Cafer b. Muhammed (a.s)’ın değerli babalarından Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) cenaze mezara bırakıldıktan sonra üzerine toprak dökmek istediğinde üç avuç dolusu toprak atardı.[498]
234- Kuleyni, el-Kâfî kitabında İmam Bakır (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a), Haşimoğulla-rından biri vefat ettiğinde, ona karşı özel bir amel yapardı ki bunu diğer ölüler için yapmazdı. Namaz kılıp kabrinin üzerine su serptikten sonra mübarek ellerini kabrin üzerine bırakırdı. Öyle ki mübarek parmakları toprağa geçerdi. Ne zaman yabancı veya misafir biri Medine’ye girip mezarlığa gitseydi hazretin mübarek parmaklarının izini gördüğünde Âl-i Muhammed’den kim bu yakınlarda vefat etmiş? derdi.[499]
Müellif: Bu rivayeti Ş. Tûsi de nakletmiştir.
235- el-Kâfî kitabında Abdurrahman b. Ebu Abdullah’tan rivayet edilmiştir: "Milletin kabrin üzerine ellerini bırakmalarının sebebi, manası nedir? Niçin bu ameli yapıyorlar? diye sordum. Şöyle buyurdular: "Resulullah (s.a.a) böyle yapardı. Çocuğunun kabrinin üzerine su serpildikten sonra mübarek elini kabrin üzerine bıraktı." Abdurrahman, Müslüman birisinin kabrinin üzerine nasıl elimi bırakayım? diye sordu. Hazret kıbleye doğru durarak, mübarek elini yere bırakıp kaldırdı. Bu şekil buyurdu."[500]
236- Şehit Sani, Meskenu'l-Fuad kitabında Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) musibet sahiplerine başsağlığı dilerdi. Şöyle buyururdu: "Acerekum-ullah ve Rehimekum" (Allah sizlere mükafat versin, sizlere rahmetsin) birisini tebrik ettikleri zaman ise şöyle buyururlardı: "Barikallah lekum, Barikallah aleykum" (Allah sizin için onu mübarek ve devamlı kılsın)[501]
237- Kutb-u Ravendi Daavât kitabında İmam Zeynelabidin (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Emirü'l Müminin (a.s) bir musibet geldiği zaman aynı gün içinde bin rekat namaz kılardı. Altmış miskine sadaka verirdi ve üç gün oruç tutardı. Çocuklarına şöyle buyururdu: "Musibete duçar olduğunuz zaman benim yaptığım amelleri yapın, zira Resulullah (s.a.a)’ın bu şekil yaptığını gördüm. Sonra Ali (a.s) şöyle buyurdular: "Peygamberinize (s.a.a) uyun, ona muhalefet etmeyin ki Allah’ta size muhalefet eder. Nitekim Allah-u Taala şöyle buyuruyor: "Sabır ve affetmeği kendine hedef edinen kimse güçlü bir iradeye sahiptir ve bu, önemli işlerdendir." İmam Zeynelabidin (a.s) her zaman Emirü'l Müminin (a.s)’ın amelini yerine getirdim buyuruyor.[502]
231- Mekarimu'l-Ahlak kitabında Enes b. Malik'ten rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.a) hasta ziyaretine giderdi ve cenazeyi teşyiî ederdi…"[503]
232- Ş. Tûsi Mecalis kitabında Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) hastayı ziyaret ettiği zaman onun için şöyle dua ederdi: "Ey Allah’ım hastalık senin elindedir, onun hastalığını iyileştir. Ona şifa ver senden başka şifa verecek yoktur."[504]
233- Tıbbu'n-Nebi kitabında İmam Bakır (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.a)’in kendisi, ashabından birisi veya başka bir şahıs gözünde rahatsızlığı olduğu zaman "Şifa için" şu duayı okurdu: "Allah’ım! Benim göz ve kulağımdan yararlanmamı sağla, o ikisini bana varis kıl, bana zulmedene karşı yardım et ve intikamımı al"[505]
234- Mekarim kitabında İbn-i Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.a) ateş, baş ağrısı ve rahatsızlık esnasında şu duayı okumayı bize öğretti: "Yüce Allah’ın adı ile, kanın içinden şiddetli bir şekilde aktığı damarın şerrinden ve cehennem ateşinden Yüce Allah’a sığınıyorum."[506]
235- Mecmuatu'l-Veram kitabında nakledilmiştir: "Resulul-lah (s.a.a) hüzünlendiği zaman oruç tutup namaz kılarak hüznünden kurtulmak için onlardan yardım alırdı.[507]
236- Şehit Sani Meskenu'l-Fuad kitabında Resulullah (s.a.a)’tan rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a) bir musibete duçar olduğu zaman kalkıp iki rekat namaz kılar sonra da şu duayı okurdu: "Allah'ım! Ben, bize emrettiğin şeyi yerine getirdim. Öyleyse bize vaat ettiğin şeyi yerine getir."-Ayeti şerifeye işaret etmektedir-[508] "vesteini bissabre vessalatı"
237- el-Kâfî kitabı "Ela’ b. Kamil’den rivayet etmiştir. İmam Sadık (a.s) ile birlikte evde oturuyorduk. Birden hanımlarının birisinin feryadını duyduk. İmam (a.s) ayağa kalkıp oturdu ve "İnna Lillah ve İnna İleyhu Raciun" dedi. Sohbetimize kaldığı yerden devam ettiler. Konu bittikten sonra şöyle buyurdular: "Biz Ehl-i Beyt can, mal, evlat ve selamet açısından rahat olmayı severiz. Ama Allah’ın kesin hükmü geldiği zaman Allah’ın bizim için sevdiği şeyin dışında başka bir şeyi sevmeyiz."[509]
238- Yine el-Kâfî kitabında "Ali b. İbrahim'in babasından rivayet edilmiştir. İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Kafur"da meyyit için sünnet olan miktarı on üç dirhem ve üçte bir dirhemdir. Sebebini şöyle açıkladılar: Cebrail (a.s) Resulullah (s.a.a)’ın hunutu için kırk dirhem miktarınca kafur getirdi. Hazret onu üçe böldü, bir miktarını kendisi, bir miktarını Ali (a.s) için ve bir miktarını da Fatma (a.s) için ayırdı."[510]
239- Aynı kitapta "Zurare" ve Muhammed b. Müslim’den rivayet edilmiştir. İmam Bakır (a.s)’a sarığın meyyit için kefenden sayılıp sayılmadığını sorduk. Hayır buyurdu. Meyyit için vacip olan kefen üç parçadan oluşur. Bundan fazla değil, hepsi bulunamazsa bütün bedenini örtecek parçanın olması şarttır. Bundan daha fazlası beş gömleğe kadar caizdir. Bundan fazlası bidât tır. Sonra sarığında sünnet olduğunu buyurdular.[511]
240- Tehzib kitabında bir hadiste şöyle gelmiştir: "Ceride"yi (iki yeşil çubuk) meyyit ile gömmek sünnettir."[512]
241- Ş. Tûsi Gıybe kitabında uzun bir hadiste İmam Musa b. Cafer (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Biz Ehl-i Beyt kadınların mihriyesini, vacip haccın masraflarını ve bizden vefat eden kimselerin kefenlerini mallarımızın en temiz olanından veririz. Benim de şu an bir kefenim vardır."[513]
242- Caferiyat kitabında Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.a) cenazeye namazı kıldıkları zaman erkek olursa göğsünün karşısında, bayan olursa başının karşısında durarak namaz kılardı.[514]
243- Gevaliu'l-Leali kitabında Ebu Said Hudri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.a) cenazeye ve bayram namazına giderken asla bir şeye binmezdi. (yaya giderdi.)[515]
244- el-Kâfî kitabında İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Emirü'l-Müminin (a.s) buyurdular ki, "Re-sulullah (s.a.a)’ın sünnetine göre kadını, kendine mahrem olan birisinin kabre bırakması gerekir." (bu hadise göre koca herkesten önceliklidir)[516]
245- Aynı kitapta Ali b. Yaktin'den rivayet edilmiştir. Ebul Hasan (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: "Sarık, takke, ayakkabı ve "Tilsan" (boydan bütün bedeni örten aba) ile kabre girme, girmek istediğin zaman elbisenin düğmelerini aç zira bu Resulullah (s.a.a)’ın sünnetidir. Şeytandan Allah’a sığın, "Fatiha" "Felek" "Nas" ve Ayete'l-Kürsi'yi oku."[517]
246- el-Kâfî de Amr b. Uzeyne’den nakledilmiştir: İmam Sadık (a.s)’ı kabrin üzerine toprak dökerken gördüm. Toprağı elinde biraz tuttuktan sonra kabrin üzerine döküyordu. Üç avuçtan fazla da dökmediğini gördüm. Sebebini sorduğumda şöyle buyurdular: "Şu şekil dua ediyordum: "Allah’ım! Sana iman ettim ve kıyamet gününün olacağını tasdik ediyorum. Bunlar Allah’ın ve onun elçisinin bizlere vaât verdiği şeylerdir. Sözlerine teslim oluyorum." Resulullah (s.a.a)’ın bu şekil yaptığını bunun sünnet olduğunu buyurdular.[518]
247- Kurbu'l -Esnad kitabında Emirü'l-Müminin’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Cenazeyi toprağa gömdükten sonra üzerine su dökülmesi sünnettir."[519]
248- Tehzib kitabında İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Meyyiti toprağa gömdükten sonra üzerine su dökme sünnetinin şekli; kıbleye doğru durup meyyitin baş tarafından başlayarak ayak tarafına doğru su döktükten sonra, bulunulan yerden kabrin etrafını dönüp, sonunda bir miktar kabrin ortasına su dökmektir."[520]
249- Fıkhı'r-Rıza kitabında rivayet edilmiştir: "Kabrin yerden dört açık parmak miktarınca yüksek olması sünnettir. Fazla olmasının sakıncası yoktur. Kabrin üzerinin de düz olması gerekir, (deve sırtı gibi) yüksek olmamalıdır."[521]
250- el-Kâfî'de İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Cafer b. Ebu Talip" şehit olduktan sonra Resulullah (s.a.a) kızı Fatma (a.s)’a "Esma b. Umey" (Cafer’in hanımı) için üç gün yemek hazırlayıp götürmesini emretti, Fatma (a.s) ve diğer hanımlarının üç gün boyunca Esma’nın evinde terhim meclisi tutmalarını buyurdular. Hazret sonra şöyle buyurdu: "Buna göre musibet ehli için üç gün evine yemek götürmek sünnettir."[522]
251- Aynı kitapta İmam Bakır (a.s)’ın şöyle vasiyet ettiği gelmiştir: "Sekiz yüz dirhem matem merasimi için harcama yapılmasını istemiş ve bunun sünnet olduğunu buyurmuştur, zira Resulullah (s.a.a) "Cafer b. Ebu Talib’in" ailesinin musibet içinde olduklarında onlara yemek hazırlanmasını emretmiştir.[523]
252- Fakih kitabında İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Musibet sahiplerinin yemeklerini yemek cahiliyet ehlinin amellerindendir. Sünnet ise onların evine yemek göndermektir."[524]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder